
|
Musa
EROĞLU |
Doğum
Yeri: İçel
Musa
Eroğlu bugün 55 yaşında ve Türk Halk Müziğinin genç
kuşaklara sevdirilmesi ve geniş kitlelere
ulaştırılması için büyük bir çaba içinde. Musa
Eroğlu her yıl belli bir yörenin müziğini folklorik boyutuyla
bütünleştirerek araştırıp ortaya çıkarıyor.
Böylece Türk Halk Müziğini dünden bugüne taşıyan yöresel
ezgileri evrensel müziğin formları içinde günümüz insanına
ulaştırırken, ulusal kültüründe
devamlılığına katkıda bulunuyor. Taşeli yöresi
Türkmenleri ile ilgili yaptığı araştırmaları
"KÜTÜK" isimli kitapta topladı ve bu kitap Kültür
Bakanlığı tarafından yayınlandı. Musa
Eroğlu günümüze kadar Karacaoğlan üzerine yapılmış
en kapsamlı araştırmayı gerçekleştirerek Halk Bilimi
araştırmalarında önemli bir sayfa açtı. Büyük Halk Ozanı
Karacaoğlanın pekçok eserini ortaya çıkaran ve bunları
özgün sesiyle saza döken Eroğlu bu yönüyle günümüzün
Karacaoğlanı olarak nitelendirilmektedir.
Musa
Eroğlu büyük Halk Ozanları ve kahramanları olan
Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlunun eserleri yanısıra
günümüz halk şairlerinin şiirlerini de besteleyip
yorumlamaktadır. Bu eserlerden sözleri Abdurrahim KARAKOÇ'a ait olan
"Mihriban" isimli bestesi halkımız tarafından büyük
ilgi gördü ve şu ana kadar değişik tarzda sanatçılar
tarafından en fazla yorumlanan eser oldu. Ayrıca Halk Müziği
kaset çalışmalarını yönetiyor. Sazını vitiözce
kullanarak Türk Halk Müziğinin bu çalgısının genç
kuşaklar tarafından sevilmesinde büyük rol oynamaktadır. Bu
gün pek çok genç sanatçı Eroğlu'nu ve onun tarzını örnek
alarak Halk Müziği çalışmalarına yön vermektedir. Bu
yönüyle, Musa Eroğlu Halk Müziğinde bir ekoldür. Musa Eroğlu
bugüne kadar 3 bine yakın derleme yaptı. Solo olarak 12 kaset
çıkardı.
Ayrıca
Arif SAĞ, Muhlis AKARSU, Yavuz TOP ile birlikte 4 kasetten oluşan
"Muhabbet" serisini hazırladı. Musa Eroğlu Türk Halk
Müziğinin diğer ulusların müzikleriyle birlikte evrensel
boyutta temsil edilmesi için önemli çalışmalar içinde
bulunmaktadır. Unesco'ya, kurumun kültürel çalışmaları
çerçevesinde semahlardan oluşan eserler hazırladı. Fransa'da
etnik müzikler üzerine çalışan özel bir kurum için "Anadolu
Müzikleri" bir cd hazırladı. Avrupa'dan Avustralya'ya Türki
Cumhuriylerden Amerika'ya kadar Dünyanın pek çok ülkesinde resitaller
verdi. Evrensellik normları içinde Sevda Türküleri yanı sıra
müziğin protest boyutuna da bağlı kalarak toplumsallık
çizgisini geliştirdi.Bir toplumun türküsünden öte gücü yoktur. Toplum
türkü damarından beslenir, türküyü de aynı damardan besler. Türkü,
her toplumsal olayda, her bireysel yangında kendini yeniden üretir.
Türküde durgunluk yoktur, toplumların yaratıcı dinamizmi en
başta türkülerde kendini belli eder. Gücü de buradan gelir. Bunu güç
bilip savaşır mı, yakıp yıkar mı? Tam tersine,
savaşın önünü keser, vuranın kıranın bileklerine
sarılır, söz filizlerinin tohumunu yakıp yıkanın
yüreğine eker. Türkü; kabalığı, kini öfkeyi,
düşmanlığı insandan öte kılan uygarlık
soluğudur. Bu soluğu başka hiç bir güç kesemez. Türkü, bir
anda toprakta, insanda üreyen gerçekliğin, güzelliğin
kaynağı olur. Toplum toprakların, türkü de toplumun
varlığıdır. "Söz" adına
yartılmış herşeyin özünde türkü vardır. Şiir de
anlatının da kaynağı gidip türkülere dayanır. Türkü,
acıyı ağıda dönüştürür. Türkü bu boyutuyla
duyguların, insan varlığını söze dönüştüren
ezgilerin tarihidir. Onun için hiç umulmadık zamanlarda birden can
bulur, toplumun direnç soluğu olur.
Türkiye'nin
son 30 yılı, türkülerin toplumsal acıya nasıl sahip
çıktığının tarihidir. Yunuslar, Pir Sultanlar,
Karacaoğlanlar, Nazımlar ve o soydan gelen ozanlar birden
güncelleşmiş, darlıklara düşürülmüş,
insanımıza umut olmuştur Anadolu'nun verimli
kapısından nice kavimler geldi geçti. Her kavim üretti, beslendi;
emeğiyle, kültürüyle toprağın hakkını verdi. Toprak
da ondan hakkını esirgemedi. Bu emek tarihi bağlamında,
hangi dinden, hangi halk kaynağından gelirse gelsin, aynı
toprakta yaşayan halk hep bir kültür imecesi içinde
olmuşlardır. Bu imeceyi bozup egemen olanlar, kendileri
neisterlerse onu vererek halkı yozlaştırmaya
çalışmışlardır. halk almamayı bildiği
gibi, kendi içinde kendi kültür kazasını da örmüştür. Bu
kozayı görecek gözü olmayan ses bülbülleri (!) ancak başka
kültürlerin pazarlayıcısı olarak bir süre ortada
görünmüşler, sonra silinip gitmişlerdir.
Bugün,
müzik adına, Amerikaların, Avrupaların döküntü
toplayıcıları da aynı sonuçla
karşılaşacaklardır. Ne denli yozlaştırmaya
çalışsalar, halkın yarattığı öz müziği
hiçbir güç, halklara unutturamaz. Semahları, Karacaoğlan'ı,
Nesimi'yi, İbreti'yi Veyseli'yi, Mahsuniyi yorumlayan Musa Eroğlu,
bu türkü kültürünün çağdaş yüzüdür. Musa
Eroğlu binlerce yıllık saz geleneğiyle, ses tellerine
kattığı ezgi inceliğiyle, Karacaoğlan'a semahlardaki
canların soluğa, Barakağzına, Mahzuni Şerif'in,
Muhsin Akarsunun yaratıcı tarihine kendisini katıyor.
Sanatçı, beslediği kaynağı olduğu yerde
bırakmayan insandır, sanata durağanlık
yakışmaz. Sanatsal değer taşıyan her ürün, kendini
var etmiş her çağ insanının emeğinin izini
taşır. Musa Eroğlu'nun emeği bu soydandır. Onun,
sözünü özüyle koruyarak yaptığı çağdaş yorum,
Karacaoğlan'ı Çukurova'nın, Toros yörüklerinin ezgi serüvenini
bugünlere getiriyor. Karacaoğlan, Torosların bir güzellik, bir
sevgi, bir söyleyiş, bir düşünce kaynağıdır.
Yüzyıllar
boyu bir köşede bırakılan Karacaoğlanlar'dan, Pir
Sultanlar'dan uzak kalış, halklara çok şey
kaybettirmiştir. Bugün, türkünün yarattığı halk
duyarlığıyla onların yaratıcı
toprağına yüz sürme dönemi başlamıştır.
Yaşar Kemal, Çukurova ve Toros doğasının,
insanının söz serüvenini kurtarmak için bir "abdal" gibi
dolaşmıştır. Soylu ozanlarda Anadolu
topraklarının ezgi serüveninin ardındadırlar. Türkü,
kötülüğün ve yozlaşmanın karşısına çıkar.
Bunun tam tersine, türkülerimizi kullanarak, saz
soytarılığı yapanların, "imaj"
meraklısı süs bebekleri hakkından gene türküler gelecektir.
Dün Yunus'tu, Kaygusuz Abdal'dı, Pir Sultan'dı,
Karacaoğlan'dı, bugün de Musa Eroğlu...
Musa
Eroğlu Anadolu'nun ozanata soyundan geliyor. Söyledikleriyle,
Anadolu'nun, daha da ötelerinin ozan onurunu, engin insan sevgisini,
halkın acıyı bal eyleyen yüce sabrını dile
getiriyor. Onu dinlerken soluğumuzun genişlediğini duyumsar,
bir güzelliği yaratmanın halkçı onuruyla gönlünüz
havalanır. Bedenden soyutlanmış bir "kul", önündeki
nimete secde kılan bir ermiş olursunuz. Hem dünyaya eş tek bir
varlık, hem evreni kucaklayan bir derviş... Türkü güven ve onur
kaynağıdır. Semahlarda, Barak ağzında, hele
Karacaoğlan ezgilerinde bir güzellik yaratma duygusunun
doruklarında sonsuzluğu yaşar Musa Eroğlu. Türküsü
olanın sabrı da olur, güzelliği de gücü de... Türkü, insan
yüzü gibidir.
Her
yüz Ali şavkı gibi, hem güleçtir, hem soylu; Hilmi Dede Baba
geleneğinin ozanıdır. Kendi yüzüne aynayı tutup, evrensel
sonsuzluğu gören ozan soyundan. Bu, tüm insanlığın
sevgisini, güzelliğini bir "yüz" de görmenin anadolu
serüvenidir. Musa Eroğlu, Toroslardan kopup gelmiş bir ezgi
ustasıdır. Bu ezgiyi ezgilerle bezeyip halkın soluğu,
onuru yapan gene odur. Yorumladığı ezgilerde, binlerce
yıllık ozanlığın töresi, hoşgörüsü, bilgisi
yansır. Musa Eroğlu'nu dinlerken Anadolu'nun
kapısını aralamış tüm kavimlerin yüreğinin orta
yerinde bulursunuz kendinizi, türküde türküleşirsiniz. Türkü
insanlaşmadır; insanı insanla çoğaltan bir uygarlık
soluğudur.Musa Eroğlu, bu insanca emeğin güleç yüzüdür. |